Engeller aşka engel

Sevdiğim,

Gözlerinin koyusunda kayboluyorsam, bil ki adın her anıldığında sızlıyor yüreğim.

Öyle aşk sözleri etmeyi beceremiyor yahut utangaç gözlerle bakıyorsam kimi gün, sende kaybolacağımı bildiğimdendir…

Seninle uyumanın, seninle uyanmanın her daim özlemini ve hayalini yaşıyorsam, kokuna olan hastretimdendir…

Gözlerine baktığım an ağlamaklı doluyorsa gözlerim, bil ki uyurken gördüğüm, seni kaybettiren rüyalardandır. Ve ben kaybetme korkusunu damarlarımda öyle hissediyorum ki, yalnızlık denen hissin verdiği acıya nazaran, bin kat güçlü bir acıdır bu.

Doğduğun şehre bürünüyor bedenim. Ben, sen oluyorum artık. Sözlerin eşsiz bir şarkı gibi geliyor kulağıma. Ellerin sanki yıllar önce benim için yazılmış bir şiir…

Enkaz altından çıkarılmış çocuk gibi sarılıp ağlamak geçiyor içimden. İçini seviyorum, kalbinin güzelliğini… Bana bakan bir çift güneşi…

İlk defa mutluluktan ağlıyorum belki karşında, eşsiz bir manzarayla. Benim en eşsiz manzaram sen oluyorsun ardından. Bakmaya doyamıyorum…

Hayatta bazı şeylerin sevgiye engel olduğunu görüyorum sevgilim. Bu bazen ırk ayrımı gibi saçma sapan bir mevzu olsa da…

Beni üzen ne varsa şu dünyada, sevmeye engel mi? Neden bazı katı duvarları yıkamıyor insanoğlu? Alışılagelmiş kök inançlardan kurtulmak bu kadar zor olmamalı. Bazı yerlerde bazı insanlar sevdikleri halde ayrı kalmaya mecbur kalıyorlar. Okuduğum bir kitapta doğu ve batı arasındaki çizginin sevgiye engel olduğunu gördüm. Sahi engel mi? Engel olmak zorunda mı?

Şayet sevgilim sırf ırkımdan dolayı gidecek olursan yine de sana kızamam. Sevgiyle dolu anılar yaşadım der gülümserim.

Ama dünyanın yaşanılacak bir yer olduğunu fark ettirip sonra sebeplere sığınarak hayatı zindan etme!

Sevginin önüne hiç bir engel olmayacağını gösterebilmek ümidiyle..

Reklamlar

Söylesem dinler misiniz?

Sevgili okurlar bugün sizinle gece bitmeden empati üzerine düşünelim diyorum, ne dersiniz?

Sevmek üzerine olsun mesela. Hani hep rast geldiğimiz bir konu. Dünyada sevmekten başka daha doğal ve huzurlu bir şey var mı sizce?

Yok dediğinizi duyuyorum. Ama bunu diyenlerden bazısının korkarak sevdiğini biliyorum. Korkarak, susarak…

Hangimiz doğru kişiyi bulmak uğruna, yanlışlara çarpmadık? Hangimiz sevgi kırıntılarını kaybedip yeniden daha güçlü sevmedik?

Bunların hiç birini yaşamamış gibi yargılıyoruz. İnanın bu hoş değil. Anlamadan, dinlemeden ön yargılar nasıl da duvarlar örüyor birbirimize.

Ve şöyle ki, sevdiğini korkmadan söyleyen kişinin korkarak yaşayandan daha güçlü olduğuna inanıyorum. Evet inancım bu!

Ne kadar ağır şeyler duyuyoruz kimi zaman bir çoğundan. Yeri geliyor ailemizden bile öyle değil mi? Peki kaç kere, ben istedim bunu, ben yaptım diyebiliyoruz korkusuzca? “ben sevdim ve sonuçları bana ait” diyebiliyoruz?

Beş gün ağlıyoruz belki ama ağlamanın ardından güçlenip mutlu olmayı da biliyoruz. Fakat insanların takıldığı nokta hep üzüldüğümüz anlar oluyor. Güçlerimizi kendimiz fark etmişken onların görmezden gelmesi de ne oluyor?

Hayat kısa diyorum sevin alabildiğine, yanlışlar yapıp tekrar aynı hataya düşerim diye korkmayın. Evet yaşım 21 daha ne gördüm öyle değil mi?

Sevgiyi göstermenin türlü yolunu değil de saf ve en net halini bildim mesela. Yeri geldi takıldım, ağır şeyler işittim ama pes ettim mi çocuk kalbimle? Hayır….

Konuşulanlara kızsam da gülüp geçiyorum kimi zaman. Yalvarırım sizde böyle yapın. Yoksa hayat denilen yol ızdıraptan öteye gitmiyor.

Sevmemiş olabilirsin ama bu başkasının hayatına iğreti gözlerle bakacağın anlamına gelmiyor. O bunları yaşarken sen orada değildin. Ne hissettiğini bilmiyorsun. Bu yüzden dinlemeyi öğren, empati kur ki yaşadığın vakit pişmanlık çekme.

Sev kardeşim, hata da yap ama kendinden ve duygularından vazgeçme. Vakit kısa, gün geçiyor, öğrenerek yaşayarak çocuksu olgunlaşmanın tadına var. Yapabileceğine adım gibi eminim…

Deli mi sesler?

Seslere kulak veriyoruz bugün. Bakalım kaçıncı asrın sesini duyacağız? Sesler mi deli, yoksa sesleri meydana getiren bedenler mi? Yağmura karşı olur mu hiç ormanın koca çınarları? Yahut bir çınarın ormanda işi ne bilmiyorum. Deli sesler çıkarmak için mi dolaşıyoruz avare? Delirmek mümkün kılınsa toplumda, belki delirebilirdim. Zaten şu başı bozuk dünyada delirmezsek helal olsun bize. Kapanan bir ışığa mum yakabilirsin. Sökülen bir kazağa ufak bir dokunuşla tatlı bir yama…

Köyden kente göçmenin buruk hüznü olur ya hani, kimsesiz beklerken olmazı ortaya koyar garip hisler…

Nereye gitmeli, kime dert yanmalı? Bunları da yaşayabilirsin…

Yaşadığın her ne olursa olsun kendine inanmaktan ve sesini duymaktan vazgeçme. Unutma, sen kendi sesini duyamazsan başkalarına hiç duyuramazsın.

Delice bağırabilirsin kimi zaman, bağır. Hatta çık şimdi bağır. “Kendimi seviyorum, kendimi seviyorum, kendime inanıyorum.”

Sahi sen olsan kendini sever miydin, bunu düşün…

Yiten ne varsa…

Kırılmış bir kadın oluyor akşam.

Veyahut terkedilmiş bir adam…

Ve iki enkazı birleştiren şeye sevgi mi diyorlar bilmiyorum. Bildiğim tek şey kalmanın ya da gitmenin bir sebebi olduğu… Sevginin sebebi her ne ise, ne kalmaya benziyor ne de gitmeye.

Hepimiz biraz biraz ait olmak istiyoruz sanırım. Biraz biraz kaybolmak birinde.

Ve bu eşsiz kayboluşlar ardında benliğini kaybetmemek adına bin bir çaba harcıyor kimisi. Kaybolmak mı en samimi olanı yoksa tedbiri ele almak mı dersiniz?

Aynalar içinde kaçışlar başlıyor kimi zaman. Kaçan kovalanmaz efendiler. Seven kovalanır, çaba sarf eden kovalanır sevgi lügatında.

Değiştim diyor sessiz kadın ve hayat bana artık gülüyor diyerek gülümsüyor. Kırılmış kadınlar böyle yapar nasılsa…

Değiştim diyor adam ve ekliyor da; sevdiğin kadar sevilirmişsin, sevelim bakalım alabildiğine…

Fikirler lügatında yarışmaya değer görülüyor sevgi. Lakin yıkık bir duygu haline getirdiklerinin hiç farkında olmadan yitiyor değeri…

Günaydın…

Günaydın güzel bir sabaha,

Kuş ötüşlerine, kışa rağmen açan çiçeklere, sevgiyi kaybetmemişlere günaydın…

Ve usul usul kar yağsın isteyen küçük çocuk, büyüdüğünde bile bu anı iple çekmeyi unutma!

Hayalperest çocuklarına kahvaltı hazırlamakla meşgul, gecesi gündüze karışmış anneler; günün en huzurlu saatleri sizlerin olsun. Ve bir gün yaşınız 50 yi aştığında güneşli sabahlarda hala neşeyle kahvaltı yaptığınız çocuklarınız yanı başınızda bulunsun.

Şehidi gözlerinin önünde toprağa karışan can aileler, dilerim ki sabırla yoğrulmuş kalpleriniz bir gün feraha kavuşur.

Ve günaydın yeniden…

Bugün bir farklılık yapıp yanıbaşımızda olup da hiç konuşmadığımız birini dinleyelim mesela, nasıl olur? Anlamak dinlemekten geçer öyle değil mi?

Haydi hayaller için bir adım daha, anla, hisset ve yaşat… Hayat kısa!

AKŞAM PLANI

Yorgunluk akan denizlerin mirası
Gözlermiş.
Yürüdüğüm yol değil,
Sahibi satılık kelimelermiş.
Bir uzun dergahta
Gitmeyi sineye çekip
Oturmuş büyük adamlar,
Oturmuş kahve köpükleri.
Efil efil kızlık saçları,
Hoş kokular
Kitap kokuları en çok.

Evlerden ve arabalardan sıyrıldığın gün
Bu kokulara ulaşacaksın çocuk.
Ve ben yarım kalmış ekmeğimi
Sokak köpeğine uzatacağım.
Nankör abidesi insanlıktan uzak,
Bir başına
Ve hala ağlamayı öğrenememiş.
Yolda ilerleyen arabalar bitmeyecek
Evler hala satılmayı bekleyecek
Camiden çıkacak elleri buz adamlar
Özeneceksin,
Biraz uzaklaşacaksın cümbüşten.
Kağıdın yetmez olacak elbet
Kaleminin tükendiği günleri de göreceksin.
Çok değil, azar azar
Gün saymayı da öğreneceksin.
Aradığını bulamamış
Kayıp bir kadına dönüşeceksin.
Dönüşme!
İntihara meyilli bileklere sığınacaksın.
Çelişme!
Yirmilerinde henüz yitik
Bir deli diyecekler adına
Gülümse!
Ve şunu da unutma
Her deli hikayesi bitmemiş
Solgun bakışlı köpekleri andırıyor.
Merhamet mi isteği
Yoksa birbaşınalık sinmiş tenleri mi
Onları mahveden?
Yitik bir kadına dönüşme vakti…
Ve düşündüm de
Kara bir plana izin verecek kadar
Müsait bir akşam üzeri
Her şeyin mümkün kılınmasına
Bir dal uzatırcasına,
Gül dalları en çok…
Kokunun ardına gizli
ölüm planı gibi…

Nedenler

Yorgun adımlarımın çaresiz bakışları. Nerden aldım yorgunluk mirasını? Çocukluk ölünce hayaller de yarım kalıyormuş. Bir insana rast gelmek şu dünyada, seni senden edip yoluna ömrünü sereceğin birine rast gelmek kadar zor bir şeyi bulmuşken, şimdi kalkıp gitmekten bahsediyorsun. Oturup konuşsaydık çözerdik gibi bir şey diyor şair. Sahi başını alıp gitmek niye? Her kaçısın kalbimde silik bir yara gibi sevdiğim… Gözlerinin buğulu bakışlarını özlüyorum özlüyorum ve sen susuyorsun. Gözlerin de susuyor sen sustukça. Ellerin uzaklaşıyor ve kalbime düşen koru göremiyorsun sevgilim. Başımı eğip katlanmaya yüz tutuyorum her şeye annem gibi. Zaten kızlar annelerinin kaderini yaşar derler. Hep bu korkuyla yaşamak nasıldır sevgilim bilir misin? Yüreğimde bir acıyla çocukluğuma bile veda etmiş güçlü bir kızken, sana yenildim. Sana da helal olsun ki, güzel yendin!

Belki bir şarkısın bana kalan…

Sen;
Baharları solmuş çiçeklerimin ay ışığı,
Sevmek nedir ya da sevilmek?
Hangi söz bizi geçmişimizden kurtarır da
Seni bana gelecek eyler?
Gördüm,
gözlerinin içinde parıldayan bendimi,
Ve bildim ki
hayat dediğin geçiyor çiçeğim,
Ömür de bitmekte…
Gönlümüzün bir olmasına hangi engel çıkabilir şimdi?
Yahut kader yazmışsa seni bana,
Kuşlar kime dur diyebilir ki?
Saçlarının esintisinden karışmak var rüzgara,
Tenine usulca değmek, karışırcasına…
Güzel günlere az mı kaldı sevdiğim?
En güzel günüm senmişsin meğer..
Çıkmaza mı çıkıyor sokaklar, gittiğim?
Huzura çıkan sokaklarım senmişsin meğer…
Köşe başı bekleyen aç çocuklara,
Yavrusunu kaybetmiş annelere,
Bilakis babalara,
Göğünü kaybetmiş kanatsız kuşlara,
Seni anlatmak seni…
Seni söylemek içimden usul usul
Sükut dolu ezgiler gibi
Yıllardır beklediğim şarkılar
senmişsin meğer…

Neden?

Oysa ben şiirler yazmıştım sevdiklerime en yeşilinden… Kimine bir çiçek bahçesi armağan ettim. Kimine ise çorak topraklarda su diyarı… Hediyemi mi beğenmediniz ne? Nedendir bu surat asışlarınız söylesenize? Çok sevilince neden uzaklaşır insanlar(!) ya da neden sevgi yolunda bir takım taktikler uygularlar anlamıyorum? Hangi çağın insanı olmak zorundayım. Ben bu çağa yakışmıyorum! Eskiler zamanında olsam sevgiyi nasıl da içselleştirmiş bir yaşlı hanımefendi olurdum kim bilir? Ama gel gör ki 21. Yy’da bedbaht hayalperestim yaşayanlara. Anlam arayışlarım da sona eriyor. Korkuyorum yaşamaktan artık. Aranızda yaşamak beni inanın korkutuyor!!

İçinizdeki kötümserliğe….

Kırıldım, parmak uçlarıma kadar. Ve bu böyle alelacele geçecek gibi de durmuyor. Hayat bir ölüm mü aslında, heyhatlarla geçen? Yaşamak belki de zorlamaktır son ümitleri… Sevginin beş kuruş(!) etmediği bir çağda, ben çırpınsam da sevmeyi öğretemedim. Sustuklarım ardında birikti gözyaşlarım! Sindirilmemiş cümleler altında ezildim. Süslü püslü, bir o kadar emin konuştuğunuz cümleler altında kim bilir kaç kişi daha ezildi. Sizler her karşınıza çıkandan mı çıkardınız acınızı? Bencillikten öteye geçemedi mi kalpleriniz(!) Kaçıncı asır bu bilmek istemiyorum. Zamanın, hayatın silindiği bir zamanda adımın da unutulmasını yad ediyorum. Sonsuzluğa dek giden bir siliniş…